TEV - Mezun Bursiyerimiz Yavuz Uca’nın İlham Veren Başarı Hikayesi

Mezun Bursiyerimiz Yavuz Uca’nın İlham Veren Başarı Hikayesi

1. Türk Eğitim Vakfı ile yollarınızın kesiştiği o dönemi ve bu sürecin akademik/kişisel hayatınıza kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

TEV ile hikayem aslında lisans döneminde başladı. Maddi zorluklardan dolayı geçimimi burslarla sağladığım ve birden fazla burs aldığımdan ötürü Türk Eğitim Vakfı Bursunu istemeden de olsa reddetme durumunda kaldım. Geriye dönüp baktığımda lisans döneminde de Türk Eğitim Vakfı bursiyeri olmanın ayrıcalığını yaşamak güzel olurdu diye düşünüyorum.

Asıl kavuşma 2012 yılında oldu. İTÜ, ODTÜ, Yeditepe, Karolinska Enstitüsü ve Dresden Teknik Üniversitesi gibi prestijli üniversitelerin yüksek lisans veya doktora programlarına kabuller almıştım. Yurt dışına gitmek istiyordum ama maddi imkânım yoktu. Bursa başvurmadan, sadece Güsel Bilal Hanım’dan randevu alarak TEV'in kapısını çaldım.

O yıl başvuru sürecini kaçırdığım için bursu alamadım. Ankara'ya gidip ODTÜ'de bir yıl geçirdim. Bu dönem gerçekten zor bir dönemdi, yurt parasını ödeyemez hâle gelmiştim ve yurttan atılacağıma dair resmî bir bildiri almıştım. 2013’te başvurdum. Komisyonun "alternatifin nedir?" sorusuna dürüstçe "Alternatifim yok, param yok." dedim. O süreçte TEV bursu geldi ve ben 2013 yazında Almanya'ya uçtum.

Güsel Abla'nın benim hayatımdaki rolü çok özel. Sadece benimle tanışmasıyla, hayatıma dokunuşuyla, 2 dakikasını ayırıp beni tüm konsantrasyonuyla ve ötesinde kalbiyle dinlemesiyle benim en önemli mentorlarımdan biri oldu. Bana inandığında ben de kendime yeniden inandım.

Almanya'ya gittiğimde, aradan yaklaşık bir yıl geçmişti; bir uluslararası Master ekibinin proje koordinatörlüğünü yapıyor ve o ekiple Harvard Üniversitesi'nde sunum yapıyorduk. Dünya ikinciliği aldık hem Türkiye hem Almanya adına. Bir yıl önce yurt parasını ödeyemez hâlde iken Harvard'da ülkemizi temsil etmek inanılmaz bir dönüşümdü. Bu, benim ne kadar zeki olduğumla ilgili değildi. Biri bana inandığında ben de kendime inandım; maddi zorluk ortadan kalkınca zihin ve ruh rahatladı, odaklanabilir hâle geldim.

"Birden süper zeki olmuş değildim. Biri bana inandığında, ben de kendime inandım. Maddi yük kalktığında vücut, ruh ve kafa rahatladı; yapabileceklerime odaklanmış oldum."

2. Gençlere tavsiyeleriniz: Bilim yolunda ilerlemek isteyen TEV bursiyerlerine kişisel olarak hangi önerileri verirsiniz?

Öncelikle şunu söylemeliyim: "tavsiye" kavramına temkinli yaklaşıyorum. Çünkü çoğu zaman tavsiye, kişiyi gerçekten düşünerek değil, kendi tecrübeni dayatarak veriliyor. Oysa her insanın hayatı, kişiliği, geçmişi ve psikolojisi farklı.

O yüzden "tavsiye" yerine tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim:

Önce kendinizi tanıyın. 10 yıldır TEV'de aktif mentorluk yapıyorum ve bütün öğrencilerime şunu söylüyorum: Her gün, ne kadar yoğun olursanız olun, 10 dakikanızı kendinize ayırın. Bir ağaca yaslanın, meditasyon yapın, sadece nefes alın. O anda gerçekten neye ihtiyaç duyduğunuzu sorun kendinize.Yaptığınız şey birinci önceliğiniz mi, yoksa bir zorunluluk mu, bir lüks mü? Bilinçli olmak çok değerli. Öğrenmeyi öğrenin. Bence hayattaki en değerli beceri budur.

 Başarmak, hırs yapmak yani sürekli yarış atları gibi bir yerlere varmaya çalışmak değil, öğrenmek, anlamak, gelişmek. Bir bebek doğduğu andan itibaren öğrenerek büyür; bu hiç değişmez. Öğrenmeyi alışkanlık hâline getirdiğinizde beyin yaşınız genç kalıyor, daha mutlu ve üretken oluyorsunuz. Genellikle eğitimi çoğunlukla okul yıllarıyla sınırlı tutuyoruz; oysa öğrenme hayat boyu süren bir süreç.

Kendi içinizin sesini dinleyin. Bir şeyi gerçekten istiyorsanız, o his sizi yönlendirir. Ben ODTÜ'ye gittiğimde arkadaşlarıma "Ben ODTÜ’ye bırakmak için geldim, seneye gideceğim." demiştim. O hissi gerçekten taşıyordum ve öyle de oldu. Dedim ya, bir şeyi gerçekten istiyorsanız, tüm benliğinizle o şeye takmışsanız o şey olur.

Hayattan bir tek sözcük tutmak zorunda kalsaydım, o sözcük öğrenmek olurdu. Bebek gözlerini açtığı andan itibaren tek değişmeyen şey bu.“Öğrenmeyi öğrenmek bence hayatın en önemli becerisidir.”

3. Bilimden girişimciliğe: Bu geçişi neden yaptınız? Almanya'da bir biyoteknoloji şirketi kurmak nasıl bir deneyim? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve girişimcilere ne tavsiye edersiniz?

Ben aslında çocukluğumdan beri girişkenim; girişimciliğin benim için ilk şartı bir ölçüde zorunluluktu. Bir şeyi yapman gerekiyorsa yapıyorsun. Bu kadar basit. Eğitim hayatım başlı başına bir girişimcilik hikayesi oldu: almadığım burs, çalmadığım kapı, gitmediğim yer olmadı.

Bilimle erken yaşta tanıştım. Proje odaklı öğrenmeyi çok sevdim. Biyoloji'den ilk paramı 14 yaşımda kazandım. Bilimin uygulamaya dönük yanına ilgi duyuyorum. Bir şekilde hayatım beni biyolojinin ve tıbbın çeşitli alanlarını keşfetmeye yöneltti. Doktorayla da bilimsel derinliğe inmenin önemini tecrübe ettim. Fakat akademik dünyanın dinamizm eksikliği, bürokratik yapısı, arzu ettiğim 'etki'yi yeterince hissedememek beni yordu.

Öte yandan doktora sürecim adeta bir startup deneyimi gibiydi. Başta Berlin’de Charité olmak üzere, Almanya Ulusal Metroloji Enstitüsü (PTB), Federal Malzeme Araştırma ve Test Enstitüsü (BAM), Bayer ve Fransa’da Avrupa Synchrotron Radyasyon Araştırma Merkezi gibi çok sayıda değerli araştırma kurumlarıyla  , aynı anda iş birlikleri yürüttüm. Proje yönetimini, yol bulmayı, kaynak yaratmayı ve ekip yönetmeyi içgüdüsel olarak öğrendim.

2021 sonunda akademiye ara verdim, Latin Amerika'yı gezdim, kendi fikirlerim üzerinde çalıştım; bu süreçte karşıma çıkan fırsatları değerlendirerek danışmanlıktan girişimciliğe geçtim. BioQXs da aslında böylelikle köklerini biraz da tesadüfen bulmaya başlamıştı. Bana kalırsa zaten bir şey birdenbire olmuyor. Birçok şey 'karşılaşmalar' ve 'karşılamalar' ile birleşip şekil alıyor.

Biyoteknoloji şirketi kurmanın kendine özgü zorlukları sıkı ölçüde uygulanan mevzuatlar, etik unsurlar, araştırma alt yapısı ve finansal güçlükler olduğu gibi bunu Almanya’da yapabilmenin sistemsel ve kültürel zorlukları da var. Bunların başında yıldırıcı bürokrasi ve buna bağlı yavaşlık geliyor. Ardından Almanya’nın maliyesi pek arkadaş canlısı olarak bilinmez. Vergi numaramızın gelmesi üç ayı geçti! Bir de vergi oranlarının girişimcileri Almanya’dan kaçmaya yönlendirmesi yaygın olarak bilinir. Son olarak, yabancı kökenliyseniz ve Almanca hakimiyetiniz ileri seviyede değilse resmi ilişkilerde ciddi zorluklar yaşanabiliyor. Benim dil sorunum olmasa bile son dönemlerde yükselen toleranssızlık ve nezaketsizlik görüyorum. Bu ırkçılık boyutlarına ulaşabiliyor bazen. Şirket kurulumu için görüştüğüm noter hizmetinde böyle bir durum bizzat başıma geldi. Ama Almanya yine de sistem ve kurallar açısında iyi bir öğretmen diyebilirim.

İyi bir girişimin bence en önemli unsuru iyi bir ekip bir araya getirebilmek ve sağlıklı bir şekilde bunu sürdürebilmek. Ben ekipçi bir insanım. Hayatımın her alanında böyle oldu. Dolayısıyla BioQXs'un gerçekleşmesinde en önemli unsur buydu. Aynı değerleri taşıyan, yüksek motivasyonlu, güven duygusu içerisinde birbirinden öğrenen insanlarla bir arada olmayı seviyorum. Bir de ufukları kendilerinden ötelere uzanan, hayatta zorluklara rağmen güzel şeyler yapmayı hedefleyen ve aksiyon alan insanlarla birlikte olunca gerçekleştirmek istediğim şeylerin anlamı katlanıyor.

Bunu da uzaklarda değil, yakınlarımda gerçekleştirdim. Ekibimizin büyük bir bölümünün TEV bursiyerleri ve Darüşşafaka mezunlarından oluşması tesadüf değil. Geçtiğimiz yıllarda mentorluğunu yaptığım öğrencilerimin çoğuyla görüşmelerim ve bazılarıyla da birlikte çalışmalarımız devam etti. Onların gelişimlerini görmek, hayatlarına dokunabilmek, rehberlik edebilmek beni en üst düzeyde  mutlu etti.

BioQXs'u kurmaya karar verdiğimde, ekip için uygun olduğunu düşündüğüm isimlerle konuştuğum. Hepsinin “Biz varız hocam!” yanıtını vermesi beni duygulandırdı, gülümsetti. Gülsel Abla’yla tanışmamı hatırlattı. Çekirdeğinin böylelikle yıllardır TEV bünyesinde mentorluğunu yaptığım, TEV bursiyerleri ve Darüşşafaka mezunlarından oluşması, burs ve eğitim desteğiyle yetişen gençlerin zamanla aynı değer zincirinin üreticisi hâline gelmesi, şirket için olduğu kadar benim için de ayrı bir anlam taşıyor.

Girişimcilere şunu söylerim:

"Kafanızda bir plan vardır; ama yola çıkarsanız yol bambaşka olur. Buna açık olmanız şart. Fırsatlar beklenmedik yerden gelir. İyi bir ekiple sıradan bir fikri çok iyi bir yere taşıyabilirsiniz; ama çok kötü bir ekiple mükemmel bir fikri çöpe atarsınız."

4. Bilimsel Başarıdan Sağlıkta Yeniliğe: BioQXs'te şu an tam olarak ne üzerine çalışıyorsunuz? Hastalara ya da sağlık sistemine ne gibi bir fark yaratmayı hedefliyorsunuz?

Öncelikle BioQXs'u anlatayım, ne anlama geldiğini açıklayayım. BioQXs, İngilizce açılımı “Quality Solutions for BioInnovations”, yani “Biyoİnovasyonlar İçin Kalite Çözümleri” sunmaya odaklı bir girişimdir. Yaşam bilimleri ve biyoteknoloji alanında uygulamaya yönelik inovasyon araştırmaları yapıyoruz.

Ana ilgi alanımız, KOBİ'lerle, üniversitelerle veya araştırma kurumlarıyla iş birlikleri içerisinde Ar-Ge çalışmaları yürütmek ve yüksek teknoloji odaklı projeler geliştirmektir. Bunun yanında, sahip olduğumuz donanımı ve becerilerimizi ihtiyaç sahibi girişimlerle paylaşırken, BioQXs olarak özel önem verdiğimiz eğitim programları tasarlıyoruz.

Sağlık tarafında tıbbi diagnostik ve klinik görüntüleme sistemleri uzmanlık alanım. Doktora çalışmalarımı Charité'nin Nükleer Tıp ve Radyoloji Enstitüsü'nde yürüttüm. Yapay zekâ destekli görüntü analizi, kanserli doku teşhisi gibi alanlarda önemli mesafeler kat edildi. "Tıbbi cihaz olarak yazılım" artık resmî bir terminoloji hâline geldi. Algoritmalar bugün veri zekâsını entegre ederek ‘klinik karar destek sistemleri’ olarak erken teşhise yönelik fırsatlar sunuyorlar. Bu gibi ürünlerin hem geliştirilmesinde hem de Avrupa Birliği mevzuatlarına uygunluğu konusunda çalışmalarda bulundum.

Bu gibi yenilikçi çalışmaların içinde olmak istiyoruz; ama kalite ekseninde. Hem Ar-Ge tarafında hem de kalite yönetim sistemleri ve mevzuatlara uygun sertifikasyon süreçlerinde ihtiyaç sahibi KOBİ’lere güçlü bir çözüm ortağı olarak.

Akademi tarafında ise Türkiye başta olmak üzere biyogirişimciliği yaymak temel hedefimiz. 2026 itibarıyla dünyada bu alana özgü lisans ve yüksek lisans programlarının sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Nisan ayında Türkiye’de ilk defa lise seviyesinde bu programı Darüşşafaka'da 50 öğrenciyle başlattık. Önümüzdeki hafta ise ‘Next-Gen Researchers’ olarak adlandırdığımız "Yeni Nesil Araştırmacılar" programını hayata geçiriyoruz. Konularında uzman araştırmacılardan oluşan vizyoner bir ekip tarafından yönetilen 6 haftalık mentorluk programında öğrencilere bilimsel düşünmeyi, literatür okumayı ve araştırma tasarlamayı öğretiyoruz.

5. Network Ağı: BioQXs'in vizyonu nedir? Genç araştırmacılara ve yeni mezunlara fırsat sunma açısından firmanızın yaklaşımı nedir? TEV bursiyer ağıyla nasıl bir tamamlayıcılık hedefliyorsunuz?

Vizyonumuz net: yaşam bilimleri alanında, kalite odaklı ve gerçek etki yaratan işler yapmak. Bunu Türkiye'den başlayarak uluslararası boyuta taşımak istiyoruz. Bu camiada çok oyuncu var; biz de varız demek istiyoruz, ama kalite ekseninde.

Komünite olgusu bizim için son derece önemli. On yıldır TEV'de mentorluk yapıyorum ve bu hayatımın önemli bir parçası artık. Şimdilerde bu ayrıca kurumsal kimliğimizin de ayrılmaz bir parçası hâline geldi.

BioQXs olarak da benzer bir yapı kuruyoruz. Nisan'da Darüşşafaka'da başlattığımız programda öne çıkan öğrencileri BioQXs, Carbon Hints ve Fikret Yüksel Vakfı'ndan oluşan üç kurumun mentorluğuyla destekledik.

"Bir burs, yalnızca maddi bir destek değildir. Biri size inandığında, siz de kendinize inanırsınız. Bunu bizzat yaşadım. BioQXs olarak da tam olarak bu inancı taşımak istiyoruz."