TEV - Mezun Bursiyerimiz Dr. Yurdagül Boğar’ın İlham Veren Başarı Hikayesi

Mezun Bursiyerimiz Dr. Yurdagül Boğar’ın İlham Veren Başarı Hikayesi

 

  1. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Eğitim geçmişinizden, bugün üstlendiğiniz görevden ve çalışma alanınızdan kısaca bahseder misiniz?

 

Ben Dr. Yurdagül Boğar. Eğitim yolculuğum Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde başlayıp Gazi Üniversitesi ve ardından ODTÜ Fen Eğitimi doktora programı ile nitelikli bir akademik zemine taşındı. Bu süreçte ve sonrasında; İngiltere (Middlesex University), Amerika Birleşik Devletleri (University of Tennessee, University of Georgia, Michigan State University), Finlandiya (University of Helsinki) ve Norveç (OsloMet) gibi eğitimde öncü ülkelerin saygın üniversitelerinde TÜBİTAK ve uluslararası prestijli burslar kapsamında araştırmacı olarak yer alarak küresel bir akademik vizyon kazandım.

 

Halen Hakkâri Üniversitesi Matematik ve Fen Eğitimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak zorunlu hizmet görevimi sürdürmekteyim. Araştırmalarımın odağını; üretken yapay zekânın fen eğitimindeki dönüştürücü rolü, STEM uygulamaları, bilgisayımsal düşünme becerileri ve üstbilişsel süreçlerin desteklenmesi oluşturuyor. Temel hedefim, geleceğin öğrenme ekosistemlerini inşa edecek yenilikçi eğitim modelleri geliştirmek ve bu doğrultuda üreten ve bilimsel kararlar verebilen nitelikli araştırmacılar ile öğrenciler yetiştirmektir.

 

Fen Eğitimi alanına sunduğum katkılar doğrultusunda, alanının en saygın, köklü ve prestijli uluslararası kuruluşlarından biri olan NARST tarafından Erken Kariyer Araştırmacılarından (Early Career Scholars) biri olarak seçildim. Halen bu uluslararası kuruluşun Araştırma Komitesi’nde aktif görev almakta ve yüksek etki faktörlü prestijli dergilerde hakemlik yapmaktayım. Bunun yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri merkezli uluslararası kurumlarca desteklenen küresel projelerde ve TÜBİTAK bünyesindeki ulusal araştırmalarda yürütücü ve araştırmacı olarak bilimin gelişmesine katkı sunmaya devam ediyorum.

 

 

  1. Üniversite yıllarından bugüne uzanan kariyer yolculuğunuz nasıl şekillendi? Bugünkü noktaya gelmenizde belirleyici olan önemli adımları ve dönüm noktalarını paylaşır mısınız?

 

Kariyer yolculuğum aslında tek bir büyük karardan çok, zaman içinde birbirini tamamlayan bilinçli adımlardan oluştu. Üniversite yıllarımda fen eğitimine duyduğum ilgi, beni önce sahada fen bilimleri öğretmenliği yapmaya yöneltti. Sınıfta öğrencilerimle geçirdiğim o yıllar, bana eğitimin mutfağını ve öğrenme süreçlerinin dinamiklerini birebir tecrübe etme imkânı sundu. Ancak zihnimdeki araştırmaya yönelik merak ve öğrenme süreçlerine olan tutkum, beni bu pratik deneyimi daha derin akademik sorularla birleştirmeye yönelterek akademiye taşıdı.

 

ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak tamamladığım doktora eğitimi, akademik disiplinimi ve vizyonumu şekillendiren en önemli dönüm noktası oldu. Bu süreçte yalnızca belirli bir alanda uzmanlaşmadım; araştırma yapmayı, soru sormayı, kanıta dayalı düşünmeyi ve problemleri çok boyutlu ele almayı öğrendim. Doktora dönemimde ABD ve İngiltere’de geçirdiğim araştırma süreçleri akademik bakış açımı genişletirken; doktora sonrasında Finlandiya’da University of Helsinki’de gerçekleştirdiğim postdoktora araştırma ile Norveç ve ABD’deki akademik deneyimlerim, araştırmalarımı küresel bir perspektifle sürdürmemi sağladı. TÜBİTAK ve uluslararası prestijli burslar kapsamında farklı ülke ve kültürlerdeki araştırma gruplarıyla dirsek teması kurmak, küresel projelerde yer almak ve uluslararası yayın/hakemlik ağlarına dâhil olmak kariyerimdeki en belirleyici adımlardı.

Bugün geriye baktığımda, kariyerimdeki en önemli dönüm noktalarının aslında bana yeni bir soru sorduran ve beni konfor alanımın dışına çıkaran deneyimler olduğunu görüyorum. Her yeni ülke, her yeni araştırma ve her yeni akademik iş birliği, “Daha iyisini ve daha niteliklisini nasıl yapabilirim?” sorusunu yeniden düşünmemi sağlayarak araştırmacı kimliğimi sürekli canlı tutuyor.

 

  1. TEV ile yollarınız nasıl kesişti? TEV bursiyerliğinin hayatınızda bıraktığı izi ve bugün TEV’le olan bağınızı nasıl tanımlarsınız?

 

Türk Eğitim Vakfı ile yollarım, geleceğime ilişkin hayallerimi şekillendirmeye başladığım üniversite yıllarımda kesişti. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde lisans eğitimime başladığımda TEV bursiyeri oldum ve akademik başarımla bu değerli desteği dört yıl boyunca almaya devam ettim. TEV bursu benim için yalnızca maddi bir destek değildi; aynı zamanda eğitimime, potansiyelime ve geleceğime duyulan güvenin güçlü bir ifadesiydi. Bu güven, eğitimime daha büyük bir sorumluluk duygusuyla yaklaşmamı ve kendimi akademik ve kişisel açıdan geliştirmemi destekledi.

 

TEV’in hayatımda bıraktığı en önemli izlerden biri, eğitime yapılan yatırımın yalnızca bir bireyin hayatını değil, o bireyin ileride dokunacağı pek çok insanın yaşamını da etkileyebileceğini göstermesidir. Bugün bir akademisyen olarak öğrencilerimle çalışırken bu düşüncenin anlamını çok daha iyi kavrıyorum. Bir öğrencinin eğitimine sunulan destek, yıllar içerisinde onun ürettiği bilgiye, yetiştirdiği öğrencilere ve topluma sağladığı katkılara dönüşebiliyor.

 

Bu nedenle TEV ile olan bağımı geçmişte kalmış bir burs ilişkisi olarak değil; aidiyet, minnet ve sorumluluk duygularıyla güçlenen bir bağ olarak görüyorum. Dün TEV’in desteğiyle eğitimine devam eden bir üniversite öğrencisiyken bugün bilimsel araştırmalar yürüten ve gençlerin eğitimine katkı sunan bir akademisyen olmak, benim için son derece anlamlı. TEV’in gençlere sunduğu fırsatların ve onlara duyduğu güvenin, kuşaklar boyunca devam eden bir iyilik ve dayanışma zincirine dönüştüğüne inanıyorum.

 

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıl dönümünü kutladığımız bu 29 Ekim vesilesiyle, kendi eğitim yolculuğuma baktığımda Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en kıymetli miraslardan birinin eğitime, bilime ve gençlerin potansiyeline duyduğu inanç olduğunu bir kez daha düşünüyorum. Cumhuriyet’in açtığı eğitim ve bilim yolunda, bir zamanlar TEV bursuyla desteklenen bir üniversite öğrencisiyken bugün dünyanın farklı ülkelerinde bilimsel araştırmalar yürütebilen bir akademisyen olmak, benim için yalnızca kişisel bir başarı hikâyesi değil; Cumhuriyet’in sunduğu imkânların ve eğitime yapılan yatırımların somut bir karşılığıdır. Atatürk’ün bilim ve eğitim anlayışını yaşatmanın en anlamlı yollarından birinin, bize sunulan fırsatları yeni nesiller için çoğaltmak ve gençlerin bilimsel düşünceyle kendi geleceklerini inşa etmelerine katkı sunmak olduğuna inanıyorum. TEV’in yıllardır sürdürdüğü eğitim desteğini de bu anlayışın değerli bir yansıması olarak görüyorum.

 

 

  1. Kariyeriniz boyunca sizi en çok şekillendiren deneyim ya da öğrenim ne oldu? Bu deneyimin çalışma biçiminize, kararlarınıza veya liderlik anlayışınıza nasıl yansıdığını anlatır mısınız?

 

Beni en çok şekillendiren deneyim, farklı ülkelerdeki ve farklı akademi kültürlerindeki araştırma ekosistemlerini birebir tecrübe etmek oldu. İngiltere, ABD, Finlandiya ve Norveç’e uzanan bu uluslararası yolculuk bana akademik gelişimin yalnızca bilgi biriktirmekten ibaret olmadığını; akademik başarının esneklik, kapsayıcılık, farklı bakış açılarını dinleme ve kendi düşüncelerini sürekli yeniden değerlendirme becerisiyle mümkün olduğunu gösterdi. Sadece tek bir doğru öğretim ya da araştırma modelinin olmadığını, başarının sürekli bir öğrenme merakıyla beslendiğini yaşayarak öğrendim.

 

Özellikle Finlandiya’daki postdoktora araştırma deneyimim, araştırmaya olan bakışımı önemli ölçüde derinleştirdi. Zaman içerisinde araştırma ilgi alanlarımın epistemolojik inançlar ve üstbilişten bilimsel akıl yürütme, STEM, hesaplamalı düşünme ve yapay zekâ gibi yenilikçi alanlara doğru genişlemesi de bu sürekli öğrenme anlayışının doğal bir sonucu oldu.

 

Bu birikim çalışma biçimime iş birliğine dayalı, disiplinlerarası ve yeniliklere açık bir yaklaşım olarak yansırken, liderlik anlayışımı da temelden şekillendirdi. Liderliği ve akademisyenliği yalnızca yön veren veya hazır cevaplar sunan bir rol olarak görmüyorum. İyi bir akademik ortamın; insanların rahatça soru sorabildiği, fikirlerini özgürce paylaşabildiği, hata yapmaktan korkmadığı ve birlikte öğrenebildiği bir zemin olduğuna inanıyorum. Bu nedenle öğrencilerim ve birlikte çalıştığım araştırmacılarla olan ilişkilerimde, onların merakını besleyen, kendi sorularını geliştirebilecekleri alanlar açan ve potansiyellerini keşfetmelerini sağlayan kolaylaştırıcı bir rehber olmayı önemsiyorum.

 

  1. Bugün yaptığınız işte nasıl bir etki yaratmayı önemsiyorsunuz? Çalıştığınız alanın geleceğine nasıl bakıyor, bu geleceğin içinde kendi rolünüzü nasıl görüyorsunuz?

 

Yaptığım işte en çok önemsediğim etki, ürettiğimiz teorik bilginin sınıflarda ve gençlerin hayatında somut, dönüştürücü bir karşılık bulmasıdır. Benim için akademik başarının en anlamlı göstergesi; bir araştırmanın yalnızca saygın bir dergide yayınlanması değil, bir öğrencinin düşünme biçimini değiştirmesi, bir öğretmenin sınıfındaki uygulamayı dönüştürmesi veya genç bir araştırmacının kendi yolunu bulmasına katkı sağlamasıdır.

 

Bilgiye ulaşmanın son derece kolaylaştığı günümüz dünyasında, fen eğitiminin geleceğinde öğrencilerin sadece bilgi sahibi olmaları yeterli değil. Asıl kritik olan; doğru soruları sorabilen, kanıtları sorgulayan, eleştirel düşünen, etik değerleri gözeten ve karşılaştığı problemlere yaratıcı çözümler üretebilen bireyler yetiştirmektir.

 

Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin hızla dâhil olduğu bu yeni çağda, yapay zekâyı öğrencinin yerine düşünen bir araç olarak değil; doğru kurgulandığında onun sorgulamasını, üstbilişsel farkındalığını ve üretkenliğini destekleyen insan odaklı bir "öğrenme ortağı" olarak ele alıyorum. Araştırmalarımda STEM, hesaplamalı düşünme ve yapay zekâ arasındaki ilişkileri tam da bu perspektiften inceliyorum.

 

Kendi rolümü ise bu teknolojik ve eğitsel dönüşümün pasif bir takipçisi olmanın ötesinde görüyorum. Hem bir araştırmacı hem de bir eğitimci olarak; geleceğin öğretmenlerine rehberlik etmeyi, teknolojiyi nitelikli bir öğrenme aracına dönüştüren modeller geliştirmeyi ve gençlerin değişen dünyaya sadece uyum sağlamalarını değil, o dünyanın geleceğini şekillendirecek beceriler kazanmalarını sağlamayı hedefliyorum.

 

  1. Bugünün TEV bursiyerlerine ve kariyerinin başındaki genç mezunlara kendi yolculuğunuzdan yola çıkarak ne söylemek istersiniz? Özellikle kariyerlerinin başında onlara eşlik etmesini istediğiniz bir düşünce ya da öğrenim var mı?

 

Kendi yolculuğumdan öğrendiğim en kıymetli şeylerden biri; başlangıç noktanızın varış noktanızı belirlemediğidir. Üniversite yıllarımda bir TEV bursiyeri olarak başladığım yolculuğun beni yıllar sonra ODTÜ’de doktora yapmaya, dünyanın farklı ülkelerinde araştırmalar yürütmeye, Finlandiya’da postdoktora çalışmalarına ve uluslararası fen eğitimi topluluklarında yer almaya götüreceğini o yıllarda elbette öngöremiyordum.

 

Bu yüzden gençlere ilk tavsiyem; merak duygularını ve öğrenme tutkularını her zaman canlı tutmalarıdır. Kariyerinizin bütün adımlarını en başından planlamak zorunda değilsiniz. Bazen karşınıza çıkan küçük bir fırsat ya da konfor alanınızın dışına çıkma cesaretiniz, hiç beklemediğiniz kapıları açabilir. Karşınıza engeller ve belirsizlikler çıkacaktır; ancak öğrenmeye ve kendinizi geliştirmeye devam ettiğiniz sürece her deneyim sizi daha güçlü bir noktaya taşıyacaktır.

 

Bir diğer önemli öğrenimim ise kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi özgün yolunuzu inşa etmenizdir. Akademik ve profesyonel hayat doğrusal bir çizgide ilerlemez; bazen hızlanır, bazen yavaşlar, bazen de yön değiştirir. Başarıyı sadece ulaşılan bir unvan olarak görmeyin; başarı, geçtiğiniz yollarda bıraktığınız etki ve dokunduğunuz hayatlarla ölçülür.

 

TEV bursiyerlerine söylemek istediğim en özel şey şu: Size yapılan bir eğitim yatırımının gerçek değerini yalnızca kendi bireysel başarılarınızla değil, ileride başkalarının hayatına yapacağınız katkılarla ölçersiniz. Ben TEV bursiyeri olarak başlayan hikâyemin, bugün öğrencilerime ve genç araştırmacılara katkı sunma sorumluluğuyla devam ettiğine inanıyorum. TEV ailesinin o güçlü desteğini her zaman arkanızda hissedin, küresel düşünün, hayallerinizi sınırlandırmayın ve edindiğiniz kazanımları toplumla paylaşarak başka hayatlara dokunmaktan asla vazgeçmeyin.